
Medeniyetlerin bazen coğrafi konumları, bazen milletleri, bazen de dinleri esas alınarak isimlendirildiklerini dile getiren Prof. Dr. Atilla Yayla, medeniyetin unsurlarını su şekilde sıraladı;
-De fakta değil de jüri olarak özel mülkiyet;
-İş bölümü ve uzmanlaşma;
-Serbest mübadele;
-Sözleşme serbestisi ve sözleşmelerin uygulanmasını sağlayacak kültür ve ahlâk ve hukuk kodları;
-Sinirli ve kurallara bağlı siyasî yönetim;
-Düşünce ve ifade özgürlüğü, teşkilatlanma özgürlüğü;
-Bir dine inanmayanları ve azınlıkları da kapsayacak şekilde din özgürlüğü;
-Hukukun hâkimiyeti;
-Siyasî suçların olmaması;
-Toplumda dikey ilişkilerin değil, yatay ilişkilerin yaygın olması;
-Zengin sosyal çeşitlilik;
-Ihsan ihtiyaçlarının çeşitlenmesi ve istikrarlı bir şekilde karşılanması.
Medeniyet unsurlarını teker teker ele alarak açıklayan Prof. Dr. Atilla Yayla, düşünce özgülüğü olmadıkça ifade özgürlüğünün de olamayacağını belirterek, resmi ve popüler olan durumları eleştirebilmenin ifade özgürlüğü kapsamına girdiğini söyledi. İfade özgürlüğüne devletin ve toplumun tepki gösterebileceğini de belirtti.
Milli birlik ve beraberlik söylemine de vurgu yapan Prof. Dr. Atilla Yayla Milli birlik ve beraberlik söyleminin tehlikeli bir söylem olduğunu belirterek şunları söyledi; " Milli birlik ve beraberlik elbette kıymetlidir; ancak, herkesin kabul edeceği bir tamiminin yapılması ve bazı gereklerin yerine getirilmesi şartıyla. Başka bir deyişle, milli birlik ve beraberlik her halükarda ve Sartlar ne olursa olsun kıymetli ve mutlaka ulaşılması gereken bir hedef olmayabilir. Daha doğrusu, birlik ve beraberliğe çağrılan bazı kesimler onu böyle görmeyebilir.
Mesela, din özgürlüğünü bastıran bir düzenin tesis edildiği bir yerde, din özgürlüğü taleplerine milli birlik ve beraberliğimizi koruyalım çağrısıyla cevap vermenin dindar kimseler için hiçbir anlamı olmayacaktır. Zira büyük bir ihtimalle, dindarlar dinlerini yasayabilmeyi ve yasatabilmeyi milli birlik ve beraberlikten daha önemli görecektir. Onlar ancak din özgürlüğünü veri alan bir sistemin milli birlik ve beraberlik carisinin anlamlı ve pesinden gitmeye değer bir hedef olduğunu düşünecektir.
Benzer endişeleri etnik kimliği bastırılan kimseler de taşıyacaktır. Bir kesimin kimliğini, kültürünü reddettikten sonra ona bir de milli birlik çağrısında bulunmak o kesim ile alay etmekle es anlamlıdır. Çünkü kimliği inkâr edilen ve bastırılanlar bilirler ki bu çağrının gerçek anlamı hak ve özgürlük talebinde bulunmamak ve var olana rıza göstermektir. Bu yüzden onlar nazarında milli birlik ve beraberlik en basta gelen değer olamaz.
Milli birlik ve beraberlikten anlaşılması gereken, ülke sinirlerinin ve siyasî sistemin temel niteliklerinin korunması olabilir. Toprak bütünlüğü ancak ve ancak o topraklarda yasayan bütün insanlar hak ve özgürlükte eşit olduklarına inandığı takdirde mümkün olabilir. Ayrıca, insanların beraber yasama arzusunun da toprak bütünlüğü kadar önemli olduğunu unutmamak lazım. Toprak bütünlüğünü korusanız bile insan grupları birbirinden kaçar hale geldiyse ortada bozulan bir beraberlik var demektir. Siyasî sistemin genel ilkelerinin korunması hedefinin meşruiyeti de o sistemin demokratlık derecesine bağlıdır. "