
BİLSAM tarafından düzenlenen ve 13 hafta sürecek olan “Kültür Kuşağı Konferanslar Dizisi’nin 2. Hafta konuşmacısı Gazeteci Yazar Cafer Solgun idi.
“Kurtuluş Savaşı ve Lozan Görüşmeleri süreçleri ile 1920 yılında açılan TBMM ve 1921 yılında yapılan anayasa ülkenin etnik ve kültürel farklılıklarını dikkate alan yaklaşımlara sahipken, 1924 yılında yapılan anayasa, bu çoğulculuğu inkâr ve tekil bir anlayış üzerine kuruldu. Böylece Osmanlının çok dilli, çok etnisiteli ve çok yasam tarzlı yapısı tek dilli, tek etnik yapılı ve tek yasam tarzını esas alan bir yapıya dönüştürüldü ve bu yapı resmîleştirildi. Bu uygulama resmi ideoloji oluşturma sürecinin de başlangıcı oldu. Türkiye’de yaşanan Kürt Sorunu, Alevilik Sorunu ve Başörtüsü gibi sorunlar resmi ideolojinin tekilci yapısından kaynaklanmaktadır.
Dersim milli mücadeleye katilmiş, Ruslara karsı Hamidiye alayları oluşturarak mücadele vermiş, meclise 5 mebus göndermiş bir ildir. Böyle olmasına rağmen sudan bahanelerle 1937 ve 1938’de kadın – erkek, çoluk – çocuk binlerce insan katledilmiştir. Asil katliamlar, isyan etti seklinde bahane olarak öne sürülen Seyyit Rıza’nın 1937’de teslim alınıp öldürülmesinden sonra 1938’de gerçekleştirilmiştir. Dersimde öldürülen insan sayisi Başbakanın açıkladığı 13800’den çok daha fazladır. Cahil ve az gelişmiş olmakla suçlanan Dersim, bu süreçle birlikte Türkiye’nin okuryazarı oranı en yüksek, Kemal’i en fazla, Atatürkçüsü en çok iline dönüştürülmüştür.
Sayın Başbakanın özür dilemesi her şeye rağmen çok önemli bir adimdir. Zira biz, toplum olarak “özür dileme” geleneği olmayan bir toplumuz. Yakın tarihte de Osmanlıda da böyle bir şey yok. Bu açıdan yapılan açıklamayı anlamlı buluyorum. Zira bundan sonra bu adimin daha gerisinden başlamayacağız demektir.
2009 yılında Başbakanın Kürt Sorununa çözüm arayışları çerçevesinde söylediği “Analar Ağlamasın” “Hakkârili ananın gözyaşıyla Yozgatlı ananın gözyaşı arasında fark gözetemeyiz” sözü üzerine CHP’den Onur Öymen “Ama 1938’de sorunu çözenler Analar Ağlamasın demediler ve sorunun çözümü için gerekeni yaptılar” dedi. Bu sözün Aleviler üzerinde oluşturduğu tepkiler sonucu Alevilerin CHP’den kaçacağından korkanlar bir operasyon yaparak bir Dersimli olan Kemal Kılıçtaroglu’nu CHP’nin başına getirdiler.
Alevilik İslam’ın bir yorumudur ancak Alevilik ayni zamanda İslam’ın geleneksel yorumuna karsı bir direnişi de ifade eder. Bu direnişte asil kaynağını Kerbela’dan alır. Bu olaya duyulan tepkiden dolayı birçok geleneksel uygulamaya karsı çıkılmış ve onların yeri farklı kültürlerden alınan uygulamalarla doldurulmaya çalışılmıştır. Aleviliği İslam’ın dışına çıkarma çabaları beyhude çabalardır.
Alevilerin hep statükodan yana tavır aldığı doğru değildir. Aleviler 1950’den itibaren kitleler halinde Demokrat partiye oy vermişlerdir. 1970’lerde radikal sola destek vermişlerdir. Ancak daha sonra Türkiye’de bir laik - anti laik kamplaşması oluşturmak isteyen derin yapılanmalar Madımak ve Maraş Olayları gibi provokasyonlarla Alevileri bu kamplaşmanın tarafı haline getirmiş ve CHP’ye yöneltmişlerdir”.