
Kültür Kuşağı Konferanslar Dizisi " Ekonomist Dr. Cemil Ertem’ in " Türkiye Ekonomisi ve Yeni Eğilimler " konulu konferansıyla devam ediyor
Doğu’da uzun süren bir çatışma ortamı sebebiyle insanlarımızı kaybettiğimiz, ekonomimizin durduğu bir dönemden özellikle Başbakan’ın Diyarbakır ziyaretiyle kayıplarımızı telafi edebileceğimiz bir döneme geçtiğimiz, tarihi ve neredeyse bayram olan bir günde Malatya’da, sanayileşen ve gittikçe büyüyen bir doğu kentinde, bulunmanın kendisi için çok önemli olduğunu ifade eden Dr. Cemil ERTEM sözlerine söyle devam etti:
Konuşmamı üç temel alana ayıracağım: 1)Gelişmiş dünyada ekonomide neler oluyor? Bize bunun yansımaları nasıl olacak? Kriz bir fırsattır; her kriz önceki dönemin olgularını/ ideolojilerini/ kurumlarını /bakisi açılarını geride bırakır. Yeni fırsatlar ve yeni imkanlar üretir. Bu kriz de öyle ama bu sefer ki gerçekten çok derin, derin olduğu kadar da bize şişirtici yeni imkanlar ve başka bir dünyayı dogurdu.1929 ekonomik bunalımı arkasından bir dünya savaşı ve faşizmler dönemi ortaya çıkarmış ve bunun sonucunda bir yeniden paylaşım hikayesi doğmuştur. Türkiye bu savaşa girmedi ama bu savaşın etkilerini çok acı bir şekilde hissetti. Tek parti döneminde neredeyse bütün kesimlere varan zulümler uygulandı .Yine Türkiye bu dönemde bir yoksullaşma yasadı ve bu durum hep devam etti. Âmâ bu sefer ki kriz 1929 gibi hisli bir çöküşü içermiyor. Bu sefer ki kriz zamana yayılan çok büyük bir dönüşümü içeriyor. Bu dönüşümün en temel noktası ise bana göre su: Yaklaşık üç yüz yıl hatta dört yüz yıla yakın bir süredir devam eden Bafi’nin üstünlüğü sona ermekte ve Doğu’nun yeni bir kalkınma hamlesi ortaya çıkmaktadır. Bu, çok önemli bir değişim ve bir yer değiştirmedir. Çünkü bir eşitlenmeye doğru gidiyoruz yani Doğu ile Bati yer değiştiriyor. 2000li yıllarda dünyadaki değişimin Doğu’nun kalkınması yönlü olacağı tespit edilmistir. Batı’nın 1495 yıllarında doğunun ve güneyin yer altı kaynaklarını yağmalayarak ve insan gücünü hatta insanlarını yok ederek bir zenginleşme süreci İspanya kıyılarından çıkan gemilerle başlamıştır. Bafi’nin İspanya’da başlayan hegemonyası ve üstünlüğü yine İspanya da sonlanmaktadır. Fakat esas krizin Avrupa’nın ekonomisinin yükünü taşıyan Almanya’dadır. Çünkü Alman sanayisi kendisini yenileyememektedir. Batı, özellikle Almanya dan başlamak üzere özellikle kara Avrupası, feodalizmden sanayi kapitalizmine geçerken ki yakaladığı dinamizmi sanayi kapitalizminden bilgi toplumuna geçerken yakalayamamıştır. Bu nedenle Avrupa birliği aslında tam anlamıyla bir birlik olmaktan çıkarak bir dağılma sürecine girmiştir. Amerika, bilgi toplumunu silikon vadisiyle yakalamaya çalışmaktadır. Ama esas olarak bunu Pasifik’teki Çin, Güney Kore ve Malezya gibi ülkelerin yakaladığını görüyoruz. Bu ülkeler hem sanayi toplumuna hem de ayni zamanda bilgi toplumuna geçiş yapmaktadırlar.
Bütün Türkiye yüzünü Batıya dönerek” Medenileşmiştir. Fakat bu paradigma hem Türkiye hem de dünya için değişmektedir. Yeni bir kalkınma paradigması ortaya çıkmaktadır. Bu durum önümüze sonsuz fırsatlar ortaya çıkarmaktadır. Avrupa birliğinin önünde iki süreç vardır. Ya birlik sürecini sona erdirecek ve Almanya merkezli zengin kuzey ülkeleri ulus devletleri olarak devam edecektir. Bunu da Güney Avrupa’yı da kendi sömürgesi yapıp Türkiye’yi dışlayarak yapacaktır ki bu olma mistir. Ya da hem enerji anlamında hem Pazar anlamında kilit unsurlara doğru genişleyecekti ki birliği bu şekilde kurtarmaktan başka çaresi yoktur. Bu yüzden Avrupa, Türkiye’yi de içine alan bir Doğu genişlemesine yönelmiştir. Avrupa bunu gerçekleştirirken Türkiye’yle ortak çıkarlar doğrultusunda pazarlık masasına oturmak zorundadır, bundan başka çıkar yolu da yoktur .Çünkü Türkiye önemlidir.

